< martılar - ç.oğuz - Blogcu





25/2/2009

martılar

Bir elele tutuşmuşluk kadar uzak birbirine esas oğlan ve esas kız, kalpleri beyaz bayrak yorgunluğuyla bitkin, kız oğlanın avuçlarına dalmış, ve alabora olmuş kalbi, balıkçılar kötü haberi vermiş oğlana, ve kahrolmuş, ölmüş; ölmüş, kahrolmuş; bu böyle gitmiş birkaç yüz yıl kadar, sonra uyanmış oğlan, bakmış yanında uzanan kıza, ama farkında gündüz yanmaktan tükenmiş bir deniz feneri kadar uzak olduklarının aydınlığa, dudaklarını aralamış, ve ellerinde az önce açan çiçekler, seni seviyorum demiş kıza, kız yorgun bitkin, ve soğukta nefes alamayan bir bahar çiçeği buğultusunda çevirmiş ince narin boynunu oğlana, üzgünüm demiş, üzgünüm, seni sevememekten, kendimi sevdirmekten, yaşamaktan, ölememekten, üzgünüm demiş, bir öpücük kondurmuş oğlanının yağmurcasına ağlar dudağına, ve oğlan kızın avuçlarına dalmış, alabora olmuş kalbi, kız kalkmış, hafif, narin, ince ve meleksi adımlarla arkasına dönmek için can atarak ama önün sorumluluğunun farkında birkaç adım atmış, ve aynı balıkçılar yetişmişler, anlatmışlar olan biteni bu aşık bakışlardan daha narin ama kalpsiz kıza, üzülmüş kız, ağlamış, sevememiş yinede, çünkü o sevemeyecek kadar güneşmiş aslında, sevilmeye hasret duyarcasına sakladığı erimiş karlarında kalbinin düşünmüş, bir egzos boğulganlığıyla almış nefesini, ve dönmüş,ne tesadüf, türk filmi olacak ya, oğlanda masanın arkasında kalbinin parçalarını aramaktaymış, gözgöze gelememişler, ağlamış ikiside, martılar ağlamış, balıkçılar ağlamış, ağlamış bir afrikalı açlıktan değil bu sefer, bir fıransız sebepsizce silmiş gözlerini duygusal bir sanat ritminden yada parisin dumansız havasından değil, sebepsizce ağlamış dünya içten içe, ve aradan nice zaman geçmiş, ben diyim bir asır, sen de on saniye,oğlan masanın arkasında yığılmış yere kız yatağın öbür ucunda bitkin ve solgun dudaklarıyla haykırmış dünyaya kısık bir sesle, belkide son nefesini bir intikam soğukluğunda kullanarak, tuzunu kaybetmiş gözyaşlarına dünyanın, atıvermiş kendini, ve martılar ağlamış, balıkçılar ağlamış, bir matador duygulanmış madridde, boğanın acısından uzak kalamadan yaptığı her ölmecil yaşam darbesinden utanarak, amerikan rüyasına kapılmış kabus içinde bir kübalı ağlamış kardeşÇe sine yaşamak istediği bu dünyada yenilmiş olmaktan amerikan sentine, ağlamış dünya içten içe, herkes haberdar bir kalp burkulmasından, uzun bir süre kırmızı sahalardan uzak kalacak bir savaş esirinin insan kanı korkusundan kurtulmak için kaçtığı üniforma çaresizliği, yanyana gömmüşler oğlanla kızı, birini gece birini gündüz ziyaret eder olmuş martılar, mezarda ne işleri var demeyin, istanbul martıları onlar alışıklar çürüyen insan bedenlerine, ve o gün bugün, martılar haykırır olmuş bir simit parçasına, açlıktan sanmayın, denize düşmesin, bir tuzlu kalp ağrısı yaşamasın diye koşar olmuşlar vapurların ardından atılan simitlerin, oysa martılar, karbonhidratı yüksek aşklardan korkarlar, ama saygıdan esas oğlana ve kalpsiz ama aşık kıza, bir tek susam tanesi düşürmemişler vapurun arkasında can çekişen köpüklere, nede olsa son romantik yemeği kızla oğlanın, kendi açlığının farkında olmadan simit satan üstü başı yırtık bir adamdan alınmış ve ikiye bölünmüş bir gevrek simitmiş, işte bu yüzdendir ağlarım her martıya, onlar kadar asil olamamaktan aşk duygusuna, üzerim kendimi, acıtırcasına ama acıtmaktan ürkek, acımaktan korkak bir simit parçası yalnızlığıyla, hatırlarım bu hikayeyi ve atarım kendimi beyazla mavinin hüküm savaşından yorulmuş denize, gariptir ne bir afrikalı ne bir fransız ağlar arkamdan, yine sadık dostlarım martılar, yine onlar, düşündükçe ağlarım.

 

Oğuz Çolak

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

0 yorum yazılmıştır

« Önceki :: Sonraki »